Bridget Jones’un Günlüğü

Büyümek, yeniden başlamak ve 14 Şubat'ta kendini sinemada bulmak.
Bridget-Jones-Mad-About-The-Boy-Australian-Premiere-2198514413_1024x683.jpeg
Getty Images

Geçen hafta influenza’yla boğuşurken, ateşim olmadığı ve ekrana bakabildiğim anlarda yorganın altında saatlerce Bridget Jones’un dünyasına gömüldüm. Kafeinsiz kahve, ilaçlar ve içsel bir nostalji dalgası eşliğinde, Bridget Jones’s Diary (2001) ile başladım, The Edge of Reason (2004) ile devam ettim ve Bridget Jones’s Baby (2016) ile finali yaptım. Filmleri yıllardır bilsem de yeni filmin geleceğinin bilinciyle, bu defa izlerken başka bir şey fark ettim: Küçükken Bridget’i izlerken büyüyünce ona ne kadar benzeyeceğimi merak ediyordum, şimdi “gelecekteki Bridget” imgesinin 50’li yaşlarında olacağı anca dank etti. Ben galiba, Bridget hep 30’larında kalacak, ben ona yaklaşınca da dertlerimiz aynı kalacak sanıyordum.

MV5BYzI0NzBiNjctNmU3OS00NjBiLTlkYjktZTMzZmQ4MmRmMzhhXkEyXkFqcGc@._V1_.jpg
Bridget Jones

Tam da en yakın arkadaşımla 14 Şubat’ta son film Bridget Jones: Mad About The Boy’u birlikte izleyeceğimize dair sözleşmişken, Hillside City Club’ın davetiyle erken gösterime katıldım. Koştum desem daha doğru olabilir hatta. Gösterim alanında büyük bir film afişi tarafından karşılandığımda, heyecanım da arttıkça arttı. Bir de bu kez, içeri girerken yanımda taşıdığım başka bir his daha vardı: büyümenin, geçmiş versiyonlarınla yüzleşmek anlamına geldiğini fark edecektim.

Bridget Jones ve “Mutlu Son” Yanılsaması

2001’de Bridget Jones’la tanıştığımızda, 30’larına yeni girmiş, kariyerinde ve aşk hayatında arayış içinde olan, kendisiyle (kilolarıyla!) barışmaya çalışan bir kadındı. Onun günlüğünü okumak (ve izlemek), çoğumuz için romantik komedilere tav olmanın ötesinde bir şeydi sanki—Bridget, mükemmel olmak zorunda olmayan, inişleri çıkışlarıyla var olan bir karakterdi zira. 

Şimdi, Mad About The Boy ile geri döndü. Mr. Darcy ile olan hikâyesinin “mutlu son”la bitmediğini fragmandan biliyoruz. Burada “mutlu son” kavramını sorgulamak gerekiyor tabii—çünkü Bridget ile Darcy’nin arasında (bildiğimiz kadarıyla) en son “kötü” bir şey olmadı. Boşanmadılar, birbirlerini terk etmediler, aşkları bitmedi. Ama hayatın bize sunduğu gerçeklerden biri yaşandı: Darcy artık hayatta değil. Mutlu son, “sonsuza kadar” anlamına gelmek zorunda değil o zaman? Böylece Bridget’in hikâyesi de romantik komedilerde görmeye alıştığımız “ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar” anlatısının ötesine geçebilmiş oluyor yani.

Şimdi onu, hem çocuklarını büyütmeye çalışırken hem de kendi yolunu yeniden çizerken izliyoruz. Bir yanda çocuklarının öğretmenlerinden biriyle tanışıyor, diğer yanda ise ilk bakışta “fuckboy” gibi görünen ama belki de öyle olmayan, 29 yaşında genç biri hayatına giriyor. Romantik komediler genellikle aşkı bir varış noktası gibi sunuyor ya, Bridget’in dünyasında her şey bir akış içinde.
Tabii burada Hugh Grant’in Daniel Cleaver olarak geri dönüşü de devreye giriyor. Evet, Daniel hâlâ Daniel—ama bu kez sadece bir kaos faktörü değil. Örneğin Bridget, Mr. Darcy’nin anma yemeğine giderken, çocuklarına Daniel bakıyor. Yani romantik sevginin ötesinde, bambaşka bir bağ görüyoruz burada. Daniel, yine ‘Daniel’ olarak kalırken, aynı zamanda Bridget’in hayatında, onun ailesinin içinde bir yer ediniyor. Filmin en güzel dokunuşlarından biri de bu: Sevginin, romantizmin ötesinde, zamanla başka formlara bürünebileceğini göstermesi.

14 Şubat’ta (ve Sonrasında) Bridget’i Neden İzlemeliyiz?

Romantik komediler bir süredir eski ihtişamını hissettiremiyor ama Bridget Jones’un dönüşü, türün hâlâ bir kalbi olduğunu hatırlatıyor. Peki, bu filmi neden kaçırmamalıyız?

-Çünkü büyümek, mükemmel olmayı değil, kendinle barışmayı öğrenmek demek. Bridget bunu yıllardır yapıyor, şimdi de başka bir evresinde.

-Çünkü aşk mutlak bir varış noktası değil ama hayata güzel bir yancı olabilir. Ve bu etki, Bridget’in hayatında hep tahmin edilemezliklerle geliyor.

-Çünkü Hugh Grant geri döndü ve biz kaos severiz. Hem bu kez, kaosun içinde aile bağları da var.

MV5BZTJlYWYwNzYtMDFiYy00NjZkLWJkMmQtNDEwODM2YzQ4NmIzXkEyXkFqcGc@._V1_.jpg
Bridget Jones

-Çünkü bir kadının 30’larında, 40’larında veya 50’lerinde flört etmesi hâlâ garip karşılanıyorsa, birilerini bu filmle tokatlamak lazım.

-Çünkü Bridget Jones, dağınık, çelişkili ve gerçek bir ikon olmaya devam ediyor. Anneyken de!

-Çünkü “mutlu son” aslında bir mit. Ama Bridget’in hikâyesi bize bunun yerine “devam eden bir hayat” sunduğunda, bu daha otantik hissettiriyor.

-Çünkü koca bulmak değil, hayatta kalmaktır mesele! Bridget bunu çoktan çözdü ama hâlâ keşfetmesi gereken şeyler var.

-Çünkü en son ne zaman gerçek anlamda eğlenceli bir romantik komedi izledik ki?

14 Şubat’ta ve sonrasında kendini nerede bulacağını bilmiyorsan, Bridget’in yanında olmak iyi bir seçenek gibi. Hem kim bilir, belki de sen de onunla büyümeye devam ediyorsundur.

IMG_9348.JPG
Alara Demirel
Konular ve Popüler Kültür Editörü
Kronik çevrimiçilik sendromundan beslenen Alara'nın editoryal yolculuğu, 2007'de hayran kurgu yazarak başladı. Karşılaştırmalı Edebiyat okudu, 2016'dan beri medya ve yayıncılık sektörlerinde aktif olarak yazıyor, proje yönetiyor ve metin edit'liyor. Popüler kültür, kuir feminizm, sapfik ilişkilenmeler, hayranlık müessesesi veya Çocuk ve Genç Yetişkin Edebiyatı'ndan bahsedildiği gibi kulakları dikleşir.
Devamını okumak için tıklayın
Haftalık